Delil.
Kusursuz görüntüler çağında fotoğrafı, dünyanın içinde fiziksel olarak bulunmuş bir iz olarak düşünüyorum.

Dünyayı kusursuz göstermek için fotoğraf çekmiyorum. Kusursuz olmayı reddettiği yerleri saklamak için çekiyorum.
Teknoloji büyüdükçe kusursuz görüntüler çoğaldı. Kusursuz görüntüler çoğaldıkça gerçek anları tanımak zorlaştı. Bu yüzden sokağa döndüm. Çünkü sokak hâlâ hata yapıyor — ve gerçeklik biraz da bu hatalardan oluşuyor.

Bir algoritma yüz çizebilir. Bir bakışın ağırlığını taşıyamaz.
Yapay zekâ yağmurun altında bekleyen bir insanın görüntüsünü üretebilir; ama o insanın neden beklediğini bilemez. Yüzeyi, greni, hatta rastlantıyı taklit edebilir; fakat ışığın sahneye değdiği anda orada bulunan bir bedeni yoktur. Ben tam da bu temasla ilgileniyorum: yalnızca görüntünün ne gösterdiğiyle değil, oluşabilmesi için dünyada neyin gerçekten var olmak zorunda olduğuyla.
Fotoğraf eskiden şöyle derdi:
Bu oldu.
Şimdi aynı anda şunu da sormalı:
Bunun gerçekten olduğunu nasıl kanıtlarız?
Fotoğraf olayın kendisi değildir. Olayın geride bıraktığı şeydir.
Yapay görüntülerle yarışmaya çalışmıyorum. Işık, zaman ve mevcudiyet arasındaki kırılgan anlaşmayı koruyorum. Benim için fotoğraf; yeniden üretilemeyecek bir ana karşı sorumluluğunu sürdürdüğünde anlamlıdır: ışığın tene, cama, taşa ya da filme değdiği; bir bedenin yalnızca bir kez bir yerde bulunduğu an.

Görüntü üretmiyorum. Gerçekliğin geride bıraktığı delilleri topluyorum.