

Bu ışık gerçekten buradaydı.
Fotoğrafın en eski anlaşması ışıkla yapıldı. Bir şey oradaydı. Ondan yansıyan ışık objektiften geçti ve bir yüzeye değdi.
Bu renkli defter sayfaları fotoğraf arşivinin yanında ikinci bir çalışma yüzeyi olarak durur: el yazısı parçalar, yapıştırılmış imgeler, hızlı gözlemler ve şehirde yürümeden önce ya da sonra oluşan kişisel şemalar.

Bu notlar fotoğrafların açıklaması değil. Dikkatin izleri: fotoğrafın çizim, yazı, kesik ve renkle birlikte düşünmeye başladığı ayrı bir kayıt alanı.



Bu ışık gerçekten buradaydı.
Fotoğrafın en eski anlaşması ışıkla yapıldı. Bir şey oradaydı. Ondan yansıyan ışık objektiften geçti ve bir yüzeye değdi.


Fotoğraf ne gördüğümü saklıyor.
Fotoğraf ne gördüğümü saklıyor. Defter ise o sırada ne düşündüğümü. Yıllar sonra ikisinden hangisinin daha fazla şey anlatacağını bilmiyorum.

Bazen hata, olayın parmak izidir.
Eğri kadraj, kaçmış netlik, gren, ışık sızıntısı: bunların hiçbiri tek başına fotoğrafı iyi yapmaz. Ama gerçek hayat da hiçbir zaman kusursuz hizalanmaz.


Şehir, ışık ve gölgelerden oluşan bir tiyatrodur.
Yalnızca bir mekân değildir. Fotoğraf, oyunun geçitlerinden çıkıp soğuk taşın üzerine uzun, ağır gölgeler bırakan isimsiz siluetleri saklar.


Şehir tene, cama ve hafızaya yazılır.
Manchester’ı yalnızca binalarda aramıyorum. Bazen şehir bir bedende, bir dövmede, adını yara ya da bayrak gibi taşıyan geçici bir yüzeyde beliriyor.

Şehir devasa bir zaman makinesidir.
Onu nasıl kadrajlayacağımı düşünürken fotoğrafçının geleceğin neyi özleyeceğini bilemeyeceğini hatırlıyorum. Sıradan bir yüzey zamanla kanıta dönüşebilir.


Bu görüntünün dünyayla ilişkisi neydi?
Geleceğin problemi görüntü kıtlığı değil, görüntü fazlalığı olacak. Eksilecek olan görüntünün kendisi değil; kökenine ve temas ettiği dünyaya duyduğumuz güven olabilir.